İtikat

Soru

Selefilik nedir ? Ehl-i Sünnet nedir ? Allah bu isimleri bilmiyor muydu ? Müslümanım demek yetmiyor mu ? Neden kendinizi Ehl-i Sünnet olarak tanımlıyorsunuz ?

Ehl-i Sünnet vel Cemaat: İtikad ve amelde Rasulullah’ın(s.a.v) izinden gitmek ve sünnetine uymak; izinden gitmek ve sünneti anlayıp uygulamakta ise Ashâb(r.a.e) ve Selefin(r.a.e) mukallidi olmaktır. Ehl-i sünnet olan kişinin, ve Ehl-i sünnetin tanımı budur.

Bu tanım ile birlikte,

Bu soruyu Selefiyye’ye mensup birine sorsanız size cevabı şu olacaktır: “Selefilik ayrıca bir mezhep değil zaten Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’tir. Bugün kendilerine Ehl-i Sünnet diyenler ise sapkın olan Cehmiyye taifesidir.”

Ehl-i Sünnet’e mensup birine sorsanız size cevabı şu olacaktır: “Ehl-i Sünnet vel-Cemaat; Rasûl’un(s.a.v) sünnetine, sünneti anlayışta ve uygulamada ise cemaat olan Ashâb’a(r.a.e) uyan topluluktur. İşte bu tanımla esasen Selef akidesi, Ehl-i sünnet akidesidir. Selefiler biziz, Ehl-i Sünnetiz. Bugün kendisine Selefiyye diyenler ise bu çizgiden ayrılmış, itikadi olarak esas olanın dışına çıkmış mücessime ve müşebbihe taifesidir.”

Evet kardeşim; Selefiler, kendisine Ehl-i Sünnet diyerek esas Ehl-i Sünnet’e Cehmiyye diyenler. Ehl-i Sünnet ise, Selefiyye’yi esastan sapmış olarak, mücessime ve müşebbihe olarak görenlerdir. Bu ayrımı yapmak önemlidir. Evvelâ yukarıdaki açıklamalardan anlaşılan bir durum da şudur ki, “Ehl-i Sünnet vel-Cemaat” kendisini hak gören her cephenin kendine yakıştırdığı isimdir. Çünkü kurtuluş ancak, Rasulullah’a(s.a.v) uyarak, bu uygunluğu sağlamak ise Allah’ın(c.c) -bilâistisna- hepsinden razı olduğu Ashâb’ın(r.a.e) anlayışına ve tatbikine uygunluk göstererek olur. Biz kendimize Ehl-i Sünnet diyoruz ancak, Selefiler kendilerine Selefi demiyor, onlar da bu tanım doğrultusunda kendilerini Ehl-i Sünnet olarak isimlendiriyorlar. Türkiye’de Ehl-i Sünnet çoğunlukta olduğundan, selefiler kendilerini bu çoğunluktan sıyırma adına Selefiyye ismini kabul etmiş durumdalar. Biz kendimize Ehl-i Sünnet diyoruz. Belki de Suudi Arabistan’da yaşasak, belli bir vakit sonra kendimizi Cehmiyye kabul edecektik. Çünkü bizim esas manâda kabul ettiğimiz Ehl-i Sünnet’e onlar -yani selefiler- Cehmiyye diyor. Arabistan’da Selefi olan ancak kendisini Ehl-i Sünnet olarak isimlendirmiş birine, kendi şahsınız adına “Bende Ehl-i Sünnet’im” derseniz, o Selefi kişi, sizi kendisiyle aynı itikadi görüşlere sahip zannedebilir. Ancak, ben Türkiye’li Cehmi’yim derseniz, sizin Türkiye’de kendisine Ehl-i Sünnet diyenlere mensup olduğunuzu bilir. Ancak bu durum sadece Selefiyye ve Ehl-i Sünnet arasında geçerlidir. Cehmiyye ise aslında ne Selefiyye ne de Ehl-i Sünnettir. Cehmiyye bambaşka bir fırkadır. Türkiyeliler’de Arabistan’da biz Cehmi’yiz demez. Meselenin anlaşılması adına verdiğim bu bilgiler ile umarım bazı taşlar yerine oturmuştur.

Şimdi devam edelim inşallah:

“Ben müslümanım” demek yetmez mi ?

Elbette yeter. Ancak, müslümanlık bir inanç ve itikad mükellefi olmaktır. Bu mükellefiyetin kanun ve kurallarındaki farklı anlayışların insanları çeşitli fırkalara ayırması da normaldir.

Ancak normal karşılanması gereken ayrılık, füruat meselelerinde olan ayrılıktır. “Ki bu ayrılıkların hepsi de sarih deliller ile 23 senelik nübüvvet döneminin güzellikleri şeklinde mervî olmuş, müctehid imâmların birbirlerini tekfire düşmeden tercihleri şeklinde hayat bulmuş içtihatlardan ibarettir.” Tarifini yaptığımız bu ‘ihtilafın rahmet’ olduğu ayrılıklar ancak Ehl-i Sünnetin açısından muteber olan itikadi anlamda Matûridî ve Eş’ari arasında, ameli olarak da muteber olan Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeliler arasında olmuştur. Bu saydıklarımızın dışındaki ayrılıklar ise itikadî ve ameli anlamda füruat değil asıl ve esaslar üzerinden peyda olmuştur.

Selefiler ile Ehl-i Sünneti buluşturmak zordur. Selefiyye açısından bu bir ayrılık da sayılmaz, çünkü Cehmiyye ismini verdikleri Ehl-i Sünneti müslüman dahî saymazlar:

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُظَفَّرِ الْمُقْرِئُ , قَالَ : حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَبَشٍ الْمُقْرِئُ , قَالَ : حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي حَاتِمٍ , قَالَ : سَأَلْتُ أَبِي وَأَبَا زُرْعَةَ عَنْ مَذَاهِبِ أَهْلِ السُّنَّةِ فِي أُصُولِ الدِّينِ , وَمَا أَدْرَكَا عَلَيْهِ الْعُلَمَاءَ فِي جَمِيعِ الْأَمْصَارِ , وَمَا يَعْتَقِدَانِ مِنْ ذَلِكَ , فَقَالَا : أَدْرَكْنَا الْعُلَمَاءَ فِي جَمِيعِ الْأَمْصَارِ حِجَازًا وَعِرَاقًا وَشَامًا وَيَمَنًا فَكَانَ مِنْ مَذْهَبِهِمُ : الْإِيمَانُ قَوْلٌ وَعَمَلٌ , يَزِيدُ وَيَنْقُصُ , وَالْقُرْآنُ كَلَامُ اللَّهِ غَيْرُ مَخْلُوقٍ بِجَمِيعِ جِهَاتِهِ , وَالْقَدَرُ خَيْرُهُ وَشَرُّهُ مِنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ , وَخَيْرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ , ثُمَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ , ثُمَّ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ , ثُمَّ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ عَلَيْهِمُ السَّلَامُ , وَهُمُ الْخُلَفَاءُ الرَّاشِدُونَ الْمَهْدِيُّونَ , وَأَنَّ الْعَشَرَةَ الَّذِينَ سَمَّاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَشَهِدَ لَهُمْ بِالْجَنَّةِ عَلَى مَا شَهِدَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَوْلُهُ الْحَقُّ , وَالتَّرَحُّمُ عَلَى جَمِيعِ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ وَالْكَفُّ عَمَّا شَجَرَ بَيْنَهُمْ [[[4[[[وَأَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى عَرْشِهِ]]]4]]] بَائِنٌ مِنْ خَلْقِهِ كَمَا وَصَفَ نَفْسَهُ فِي كِتَابِهِ , وَعَلَى لِسَانِ رَسُولِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِلَا كَيْفٍ , أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا , { لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ } . وَأَنَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يُرَى فِي الْآخِرَةِ , يَرَاهُ أَهْلُ الْجَنَّةِ بِأَبْصَارِهِمْ وَيَسْمَعُونَ كَلَامَهُ كَيْفَ شَاءَ وَكَمَا شَاءَ . وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ وَهُمَا مَخْلُوقَانِ لَا يَفْنَيَانِ أَبَدًا , وَالْجَنَّةُ ثَوَابٌ لِأَوْلِيَائِهِ , وَالنَّارُ عِقَابٌ لِأَهْلِ مَعْصِيَتِهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ . وَالصِّرَاطُ حَقٌّ , وَالْمِيزَانُ حَقٌّ , لَهُ كِفَّتَانِ , تُوزَنُ فِيهِ أَعْمَالُ الْعِبَادِ حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا حَقٌّ . وَالْحَوْضُ الْمُكْرَمُ بِهِ نَبِيُّنَا حَقٌّ . وَالشَّفَاعَةُ حَقٌّ , وَالْبَعْثُ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ حَقٌّ . وَأَهْلُ الْكَبَائِرِ فِي مَشِيئَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . وَلَا نُكَفِّرُ أَهْلَ الْقِبْلَةِ بِذُنُوبِهِمْ , وَنَكِلُ أَسْرَارَهُمْ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . وَنُقِيمُ فَرْضَ الْجِهَادِ وَالْحَجِّ مَعَ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ فِي كُلِّ دَهْرٍ وَزَمَانٍ . وَلَا نَرَى الْخُرُوجَ عَلَى الْأَئِمَّةِ وَلَا الْقِتَالَ فِي الْفِتْنَةِ , وَنَسْمَعُ وَنُطِيعُ لِمَنْ وَلَّاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَمْرَنَا وَلَا نَنْزِعُ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ , وَنَتَّبِعُ السُّنَّةَ وَالْجَمَاعَةَ , وَنَجْتَنِبُ الشُّذُوذَ وَالْخِلَافَ وَالْفُرْقَةَ . وَأَنَّ الْجِهَادَ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ نَبِيَّهُ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامِ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ مَعَ أُولِي الْأَمْرِ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ لَا يُبْطِلُهُ شَيْءٌ . وَالْحَجُّ كَذَلِكَ , وَدَفْعُ الصَّدَقَاتِ مِنَ السَّوَائِمِ إِلَى أُولِي الْأَمْرِ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ . وَالنَّاسُ مُؤَمَّنُونَ فِي أَحْكَامِهِمْ وَمَوَارِيثِهِمْ , وَلَا نَدْرِي مَا هُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . فَمَنْ قَالَ : إِنَّهُ مُؤْمِنٌ حَقًّا فَهُوَ مُبْتَدِعٌ , وَمَنْ قَالَ : هُوَ مُؤْمِنٌ عِنْدَ اللَّهِ فَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ , وَمَنْ قَالَ : هُوَ مُؤْمِنٌ بِاللَّهِ حَقًّا فَهُوَ مُصِيبٌ . وَالْمُرْجِئَةُ وَالْمُبْتَدِعَةُ ضُلَّالٌ , وَالْقَدَرِيَّةُ الْمُبْتَدِعَةُ ضُلَّالٌ , فَمَنْ أَنْكَرَ مِنْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَعْلَمُ مَا لَمْ يَكُنْ قَبْلَ أَنْ يَكُونَ فَهُوَ كَافِرٌ . [[[1[[[وَأَنَّ الْجَهْمِيَّةَ كُفَّارٌ]]]1]]] , وَأَنَّ الرَّافِضَةَ رَفَضُوا الْإِسْلَامَ , وَالْخَوَارِجَ مُرَّاقٌ . وَمَنْ زَعَمَ أَنَّ الْقُرْآنَ مَخْلُوقٌ فَهُوَ كَافِرٌ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ كُفْرًا يَنْقُلُ عَنِ الْمِلَّةِ . [[[3[[[وَمَنْ شَكَّ فِي كُفْرِهِ مِمَّنْ يَفْهَمُ فَهُوَ كَافِرٌ]]]3]]] . وَمَنْ شَكَّ فِي كَلَامِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَوَقَفَ شَاكًّا فِيهِ يَقُولُ : لَا أَدْرِي مَخْلُوقٌ أَوْ غَيْرُ مَخْلُوقٍ فَهُوَ جَهْمِيٌّ . وَمَنْ وَقَفَ فِي الْقُرْآنِ جَاهِلًا عُلِّمَ وَبُدِّعَ وَلَمْ يُكَفَّرْ . وَمَنْ قَالَ : لَفْظِي بِالْقُرْآنِ مَخْلُوقٌ فَهُوَ جَهْمِيٌّ أَوِ الْقُرْآنُ بِلَفْظِي مَخْلُوقٌ فَهُوَ جَهْمِيٌّ . قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : وَسَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ : وَعَلَامَةُ أَهْلِ الْبِدَعِ الْوَقِيعَةُ فِي أَهْلِ الْأَثَرِ , وَعَلَامَةُ الزَّنَادِقَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ حَشْوِيَّةً يُرِيدُونَ إِبْطَالَ الْآثَارِ . [[[2[[[وَعَلَامَةُ الْجَهْمِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُشَبِّهَةً]]]2]]] , وَعَلَامَةُ الْقَدَرِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ الْأَثَرِ مُجَبِّرَةً . وَعَلَامَةُ الْمُرْجِئَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُخَالِفَةً وَنُقْصَانِيَّةً . وَعَلَامَةُ الرَّافِضَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ نَاصِبَةً . وَلَا يَلْحَقُ أَهْلَ السُّنَّةِ إِلَّا اسْمٌ وَاحِدٌ وَيَسْتَحِيلُ أَنْ تَجْمَعَهُمْ هَذِهِ الْأَسْمَاءُ

[Lâlekâî/Şerhî Usuli’l-İ’tikadî Ehl-i’s-Sünne ve’l-Cemaa’/1/197-201]

-metindeki parantezler yazara aittir-

1- Cehmiyye Kafirdir.

2- Cehmiyye’nin alâmeti, Ehl-Sünnet’e (Selefiyye) müşebbihe demesidir.

3- Bir kimsenin kafirliğinden şüphe eden de kafirdir.

Bu metin -nakıs kalmasın diyerekten tamamını paylaştım- Selefi olan Lâlekâi’nin İtikadının Şerh’inde paylaştığı rivayettir. İbn Ebî Hatim senediyle, burada buyurulan, Cehmiyye (Ehl-i Sünnet) ile ilgili söyledikleri açıktır.

Soruyu soran kardeşime ben sorayım, Türkiye’de ki müslümanları kafir sayan bir fırka ile hangi noktada buluşabiliriz ? Selefiyye cihetinden bakıldığında müslüman olmayan bizler, hangi “müslüman” kimliği altında buluşacağız o taife ile ?

Peki biz Ehl-i Sünnet olarak neden Selefiyye’ye müşebbihe ve mücessime diyoruz:

Selefiyye fırkasının fikri öncüleri olan; İbn Teymiyye, İbn Kayyım gibilerinin Allah’ı (c.c) -haşa- mahlûkatına benzetme ve ona bir cisim isnad etme çabaları, taklitçilerinin de bu gibi inançlara itibar etmesinden dolayıdır. Benzetmeleri müşebbihe olduklarını, cisim isnad etmeleri mücessime olduklarını gösterir.

Bazı rivayetler:

1- Yukarıdaki metinde 4. parantez: “Allâh -haşa- arşın üzerindedir” buyuruyor.

Allah’ın(c.c) ‘yarattığı’ bir şeyin üzerinde olması nasıl düşünülür ? Allah(c.c) arşı yaratmadan evvel neredeydi ki şimdi üzerine çıkmış olsun ? Altlık üstlük mahluk içindir, bu gibi cihet belirleyici şeyler ile Allah(c.c) tarif olunamaz. O (c.c) mekandan münezzehtir, arşı mekan edinmemiştir…

2- “ان محمدا رسول الله بجلسه ربه على العرش معه”

[Mecmuû’l-Fetevaa, İbn Teymiyye, 4, 229]

“Muhammed Rasulullâh, Rabbi ile birlikte arşa oturdu”

Muhtelif rivayetlerde “Allah’ın(c.c) arşa oturduğu, azı dişleri görününceye kadar güldügü ve Peygamber Efendimiz’e(s.a.v) yer verdiği ve bu yerin de Makâm-ı Mahmud olduğu, kıyamet gününde mü’minler Rabbini tanısın diye baldırlarını açtığından” bahsedilir. [İbn Fûrek, Müşkilû’l-Hadîs, 45/68/136/138/341/343]

Bilmiyorum, izaha mahal kalmış mıdır ?

4-إن عرشه أو كرسيه وسع السموات والأرض وإنه يجلس عليه فما يفضل منه قدر أربعة أصباع أو فما يفضل منه إلا قدر أربعة أصابع

“Allah ya arşına ya da yerleri ve gökleri kuşatmış olan kürsüsüne oturmuştur. Orada dört parmak kadar bir yer kalmamış yahut sadece dört parmaklık bir yer kalmıştır.”

Subhânâllah, bu nasıl bir Allah ki, kendi yarattığından küçük olacak, onu dolduramayacak ? Bu nasıl bir fikirdir ? İşte bu hem mücessime hem de müşebbihe adetidir.

[Mecmuû’l-Fetevaa, İbn Teymiyye, 16, 242]

Bu ve buna benzer birçok rivayetlerde, Allah’a(c.c) mekan tayin etme, cisim isnad etme, yaratılana benzetme gibi yaklaşımlar sergilemişlerdir. Kaynaklara yansıyan birkaç rivayeti zikrettik, mesele açıktır.

Sitemizde Selefiyye ve İbn Teymiyye hakkında çok geniş malûmatlar ile hem Ehl-i Sünnet cihetinden Selefiyye, hem de Selefiyye cihetinden Ehl-i Sünnet olmak üzere; muteber ve meşhur alimlerin sözleriye zenginleştirilmiş makaleler hazırlanacaktır. Yüzyılların ayrılığına en muhtasar cevap bu şekildedir. Allah(c.c) bizi haktan ayırmasın…

Allahû A’lem…

Ves-Selâm…

0
Molla Ravvâsî 3 ay 0 Cevaplar 296 görünümler 3

Bir cevap bırakın

Araştır
Araştır